
İslâm, yalnızca son peygamber Hz. Muhammed’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) gönderilen bir din değil; Hz. Âdem’den itibaren gönderilen bütün peygamberlerin tebliğ ettiği ilâhî dinin ortak adıdır. Yani bütün peygamberler insanları özünde aynı hakikate, tek olan Allah’a kulluğa ve O’nun emirlerine teslim olmaya çağırmışlardır. Bu bakımdan İslâm, insanlık tarihi boyunca gönderilen vahyin ve tevhid inancının değişmeyen temelini temsil eder.
Kur’ân-ı Kerîm’de bu hakikat açık bir şekilde şöyle bildirilir:
“Allah katında din İslâm’dır.” (Âl-i İmrân, 19)
Bu âyet, Allah’ın katında geçerli olan ve O’nun razı olduğu tek dinin, teslimiyet ve tevhid üzerine kurulu olan İslâm olduğunu ifade eder.
Bir başka âyet-i kerîmede ise, Allah’ın gönderdiği bu ilâhî çizginin dışında bir yol arayanların durumuna dikkat çekilerek şöyle buyurulur:
“Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, bilsin ki ondan asla kabul edilmeyecek ve o, âhirette ziyana uğrayanlardan olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)
Bu âyetler, bütün peygamberlerin getirdiği dinin özde aynı olduğunu ve Allah katında geçerli olan tek yolun O’na teslimiyet anlamına gelen İslâm olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Böylece İslâm’ın, sadece belli bir döneme veya millete değil, bütün insanlığa gönderilmiş evrensel bir hakikat olduğu anlaşılmaktadır.





