
Abbâsî halifesi Harun Reşid döneminde yaşayan nüktedan ve hikmet sahibi zatlardan Behlül-i Dânâ, bir gün sarayın yakınlarında eline geçirdiği düzgün tahta parçalarıyla küçük bir ev maketi yapıyordu. Bunu gören halifenin hanımı, dindarlığıyla tanınan Zübeyde Hatun, merakla yanına yaklaştı ve:
— Behlül, ne yapıyorsun? diye sordu.
Behlül, sakin bir ifadeyle:
— Cennette bir köşk yapıyorum, efendim, diye cevap verdi.
Zübeyde Hatun bu sözü ciddiye aldı. Kalbinde cennet arzusunu taşıyan bir mümine olarak:
— Bu köşkü bana satar mısın? dedi.
Behlül hiç tereddüt etmeden:
— İsterseniz satarım, dedi.
— Kaç paraya verirsin?
— Sana bir akçeye veririm.
Zübeyde Hatun, vakit kaybetmeden bir akçe çıkarıp Behlül’e verdi ve o küçük tahta köşkü satın aldı. Bu alışveriş, görünüşte basit ama niyet bakımından son derece anlamlıydı.
O gece hem Harun Reşid hem de Zübeyde Hatun aynı rüyayı gördüler. Rüyalarında kendilerini cennette buldular. Zübeyde Hatun, son derece görkemli ve ihtişamlı bir köşkte oturuyordu. Harun Reşid hayretle:
— Hanım, sen bu köşke ne zaman sahip oldun? diye sordu.
Zübeyde Hatun:
— Dün Behlül’den bir akçeye satın almıştım, diye cevap verdi.
Sabah olunca Harun Reşid vakit kaybetmeden Behlül’ü huzuruna çağırttı.
— Dün hanıma sattığın köşkten bana da bir tane yap, dedi.
Behlül:
— Olur, yaparım, dedi.
— Kaç paraya yapacaksın?
— Bin akçeye yaparım.
Halife şaşırdı:
— Ama hanıma bir akçeye vermiştin!
Behlül tebessüm ederek şu hikmetli cevabı verdi:
— Evet, ona bir akçeye verdim. Çünkü o, köşkün değerini görmeden, sırf inanarak ve samimiyetle satın aldı. Sen ise dün gece onun nasıl görkemli bir köşk olduğunu gördün. Artık değerini biliyorsun. Ben de buna göre fiyat istiyorum.
Bu sözler üzerine Harun Reşid sustu. Çünkü Behlül, imanın ve ihlasın, pazarlıkla ölçülemeyecek kadar kıymetli olduğunu bir kez daha göstermişti.
Kıssadan Hisse
Bu hikâye, Allah yolunda yapılan amellerin değerinin, çoğu zaman onların büyüklüğünden değil niyetin saflığından kaynaklandığını anlatır. Zübeyde Hatun, cenneti görmeden, sadece inanarak ve güvenerek bir akçe verdi. Bu samimiyet, onun için büyük bir mükâfata vesile oldu.
İnsan, ahiret için yaptığı iyiliklerin karşılığını çoğu zaman dünyada görmez. Fakat kalpten yapılan küçük bir sadaka, Allah katında büyük köşklere dönüşebilir. Buna karşılık, bir şeyi ancak gördükten sonra inanmak, o amelin değerini düşürür; çünkü gerçek iman, görmeden tasdik etmektir.
Bu kıssa bize şunu hatırlatır:
Allah katında asıl değer, verilen miktarda değil, kalpten verilende saklıdır.




