Oyun İçin Değil, Hakikat İçin..
Bağdat’ın kalabalık sokaklarından birinde yürüyen Behlül-i Dânâ, bir grup çocuğun neşeyle oyun oynadığını gördü. Kahkahalar arasında koşuşturan çocukların biraz ilerisinde ise bir çocuk, bir köşeye çekilmiş, sessizce onları izliyor ve gözyaşlarını tutamıyordu. Behlül, bu duruma hayret etti. Yavaşça çocuğun yanına yaklaştı, başını okşadı ve şefkatli bir sesle: — Evladım, neden...

Bağdat’ın kalabalık sokaklarından birinde yürüyen Behlül-i Dânâ, bir grup çocuğun neşeyle oyun oynadığını gördü. Kahkahalar arasında koşuşturan çocukların biraz ilerisinde ise bir çocuk, bir köşeye çekilmiş, sessizce onları izliyor ve gözyaşlarını tutamıyordu.
Behlül, bu duruma hayret etti. Yavaşça çocuğun yanına yaklaştı, başını okşadı ve şefkatli bir sesle:
— Evladım, neden ağlıyorsun? Gel, sana bir şeyler alayım da sen de arkadaşlarınla oynayıp eğlen, dedi.
Çocuk, gözyaşları içindeki bakışlarını Behlül’e çevirdi. Beklenmedik bir ciddiyetle:
— Ey aklı az adam! Biz oyun için yaratılmadık, dedi.
Bu sözler Behlül’ü şaşkına çevirdi. Küçücük bir çocuktan böyle bir söz duymayı hiç beklemiyordu.
— Peki, öyleyse niçin yaratıldık, ey oğlum? diye sordu.
Çocuk hiç tereddüt etmeden cevap verdi:
— Allah’ı tanımak ve O’na kulluk etmek için.
Behlül, bu olgun cevap karşısında hayretini gizleyemedi:
— Bunu nereden biliyorsun? diye sordu.
Çocuk, sanki ezberinden değil de kalbinden konuşur gibi Kur’ân’dan şu ayeti okudu:
“Sizi boşuna yarattığımızı ve gerçekten bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?”
(Mü’minûn, 115)
Bu sözleri duyan Behlül’ün gözleri doldu. Kalbi titredi. Bir an için konuşamadı. Sonra hüzünle:
— Ey oğlum, sen daha küçüksün. Günahın yok, kalbin temiz. Nasıl oluyor da böyle derin düşünüyorsun? dedi.
Çocuk başını eğdi ve şu ibretli cevabı verdi:
— Babamın ateş yakarken önce küçük çırpıları tutuşturduğunu gördüm. Sonra büyük odunlar yanmaya başladı. Ben de cehennemde önce küçüklerin yakılacağından korkuyorum.
Bu sözler Behlül-i Dânâ’nın yüreğine dokundu. Hıçkırarak ağlamaya başladı. O kadar etkilendi ki bir süre kendinden geçti. Kendine geldiğinde çocuk ortada yoktu.
Etraftaki insanlara dönerek:
— Bu hikmetli çocuk kimdi? diye sordu.
Oradakiler hayretle:
— Onu tanımadın mı? O, Hz. Hüseyin’in soyundan gelen bir seyyiddir, dediler.
Behlül başını salladı ve derin bir saygıyla:
— Böylesine olgun bir meyve, ancak böylesine mübarek bir ağacın dalından yetişir, dedi ve ağır adımlarla oradan uzaklaştı.
Kıssadan Hisse
Bu hikâye bize, hakikatin yaşla değil kalple ve bilinçle ilgili olduğunu öğretir. İnsan ne kadar küçük olursa olsun, eğer kalbi Allah’a bağlıysa, sözleri büyükleri bile sarsacak kadar hikmetli olabilir.
Ayrıca bu kıssa, hayatın sadece eğlence ve oyundan ibaret olmadığını, insanın asıl yaratılış gayesinin Allah’ı tanımak, O’na kulluk etmek ve ahiret için hazırlanmak olduğunu hatırlatır. Dünya geçici bir oyun ve oyalama yeri gibi görünse de, akıllı insan bu geçicilik içinde ebedî hayatı kazanmanın yollarını arar.
Küçük çocuğun korkusu, bize büyük bir gerçeği gösterir: İnsan günahı küçük görmemeli; çünkü büyük felaketler çoğu zaman küçük ihmallerle başlar. Bu yüzden mümin, hem çocukken hem büyüdüğünde kalbini diri tutmalı, her hâlinde Rabbini hatırlamalıdır.
Bu yazıya tepkin ne?
Benzer Yazılar
Yorum Ekle
Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.




